Gafleti Yırtan Namaz: Evvâbîn

Efendimiz (sas) kudsî bir hadîslerinde, farz
ibadetlere ek olarak, mü'mini daha çok Allah'a yaklaştıracak ve sevgisine
mazhar kılacak birtakım nafile ibadetler de bulunduğuna işaret etmiştir. O
(sas) şöyle buyuruyor: "Allah buyurdu: Kim veli bir kuluma düşmanlık
ederse, ben de ona savaş açarım. Kulum bana, kendisine farz kıldığım
ibadetlerden daha sevimli bir şeyle yaklaşmaz. Kulum bana nafile ibadetlerle de
yaklaşmaya devam eder. Nihâyet onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten
kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum. Diliyle de her
ne isterse muhakkak onları kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de
onu korurum..."(1)
Nafileler, farzları eksiksiz, daha büyük bir iştiyak ve huşu ile yerine
getirmek, varsa eksikliklerini gidermek ve kâr hanesini zenginleştirmek üzere
yapılan ek/ziyade ibadetlerdir. (2)Farzlar belli olduğundan, sayısını arttırmak
mümkün değildir. Ama nafile ibadetlerin bir kısmı için sınır konmuş olsa da
(mesela sabah namazının sünneti iki rekâttır, arttırılamaz), bazıları için
sınır konmamıştır (meselâ nafile kurbanın sayısı gibi). Öyle ise, vakti ve
durumu müsait olup ibadetle şahlanmak isteyen herkes, istediği kadar ikinci
kategoriye giren nafile ibadetle meşgul olabilir.
Kulu Allah'a yaklaştıracak çok sayıda nafile ibadet veya taattan söz etmek
mümkündür. Hattâ yeme içme gibi sıradan işlerimiz bile, niyetimize göre, bir
nevi ibadete dönüşür ve birer Allah'a yakınlık vesilesi olabilir. Detayları
ilgili eserlere havale ederek(3), bu tür nafile ibadetlerden olan ve akşamla
yatsı arasında kılınan evvâbîn namazından söz etmek istiyoruz.
Evvâbînin Anlamı
Adı geçen namazı anlatmaya geçmeden önce, evvâb kelimesinin çoğulu olan
evvâbînin anlamı üzerinde durmak istiyoruz. Lügatlerde rucu eden, dönen
mânâsına gelen bu kelime Kur'ân ve hadîste de geçtiği için, tefsir ve hadîs
şerhlerinde genişçe incelenmiş ve şu anlamlarda kullanıldığı belirtilmiştir:
Evvâbîn,
a. Her günahtan sonra tevbe eden, yeni bir günah işlediğinde hemen yine tevbe
eden ve günahlarını unutmayan,
b. Allah'ı çok tesbih eden,
c. Her işinde Allah'a itaat eden,
d. Kimsenin olmadığı yerlerde günahını itiraf edip tevbe ve istiğfar eden,
e. Çok merhametli olan,
f. Çok namaz kılan kimselerdir.
Kur'ân'da 'Evvâb', Hz. Süleyman, Hz. Davud ve Hz. Eyyüb (aleyhimusselâ m) gibi
peygamberlerin bir vasfı olarak zikredilir. Malum ilk iki peygamber, mezelle-i
akdam olan onca zenginlik, imkân ve mülklerine rağmen her işlerinde Allah'ın
marziyatını aramış, adaletten ayrılmamış, tevazuyu elden bırakmamış, şükretmiş
ve evvâb kelimesinin anlamında ifade edilen engin bir ibadet hayatı
yaşamışlardır. Hz. Eyyüb (as) ise, altından kalkılması çok güç olan çeşitli
imtihanlardan geçmiş ancak sabrederek sadece Rabb'ın rızasını aramıştır. Kim bilir
belki evvâb vasfı bu hâllerinin bir neticesiydi.
Evbe kelimesine, özellikle tasavvuf ehli tarafından tevbenin zirvesi gibi bir
anlam verilmiş ve konu şu şekilde izah edilmiştir: "Cezaya maruz kalma
endişesiyle Hakk'a sığınma bir tevbe; makam ve derecâtı muhafaza arzusuyla
O'nda fânî olma bir inabe, O'ndan başka her şeye kapanma da bir evbedir.
Birincisi, bütün müminlerin hâlidir ve وَتُوبُوا إِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ
"Ey iman edenler, hepiniz inhiraflardan vazgeçip Allah'a sığının." âyetinde dile getirilmiştir (Nur, 24/31). İkincisi evliya ve
mukkarrebînin vasfıdır; kâmetleri de, mebde' itibarıyla وَأَنِيبُوا إِلَى رَبِّكُمْ
"Rabbinize inâbe ediniz." (Zümer, 39/54), müntehâ itibarıyla da: وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنِيبٍ
"Cenâb-ı Hakk'a saygı dolu bir kalble geldi"dir. (Kâf, 50/33)
Üçüncüsü enbiyâ ve mürselînin hususiyetleridir. Şiârları da نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ
"O ne güzel kuldur. Çünkü o her zaman (Allah'a) rücûdaydı." (Sâd,
38/30, 44) şeklindeki İlâhî takdîr ve iltifattır. Her nerede olursa olsun, maiyyet-i ilâhiyede bulunduğu şuurunu bir nebze bile
kaybetmeyenler için tevbe yoktur. Onlardan sâdır olan tevbe mânâsındaki sözler
ya inâbe veya evbe mânâlarını ifade etmektedir. Hz. Rûh-u Seyyidi'l-Enâ m'ın,
"Günde yetmiş veya yüz defa istiğfar ederim."(4) sözlerini başka
türlü anlamak da mümkün değildir." (5)
Kur'ân ve Sünnet'te Evvâbîn Namazı
Evvâbîn namazının anlatıldığı tefsir ve hadîs kaynaklarında bazı âyetlerden bu
namaza işaretler olduğu beyan edilerek şu misâller verilmektedir:
a. Hz. Enes b. Malik (ra), "Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanır ki
kendilerine o âyetler hatırlatıldığında, derslerini hemen alır, secdeye
kapanır, Rablerine hamd, O'nu takdis ve tenzih ederler, asla kibirlenmezler.
Yataklarından kalkar, cezalandırması ndan endişe içinde, rahmetinden de ümitli
olarak Rablerine dua edip yalvarırlar ve kendilerine nasip ettiğimiz mallardan
Allah yolunda harcarlar." (Secde, 32/15–16) âyetinde geçen تَتَجَافَى جَنُوبُهُمْ عَنْ الْمَضَاجِعِ
"yataklarından uzaklaşırlar/uyanık kalırlar" kısmının
evvâbîn namazını kılanlara işaret ettiğini belirtir ve sözlerine şöyle devam
eder: "Bu âyet akşamla yatsı arasını namazla geçiren Ensardan bir grup
hakkında nazil oldu." Başka bir yerde, "Bu âyet biz Ensar hakkında
nazil oldu; zîrâ bizler akşam namazını kıldıktan sonra evlerimize gitmez,
yatsıyı Allah Resûlü ile kılmak için bekler ve bu arada namaz kılardık."
der. Beyhakî Sünenü'l-Kübra' sında bu görüşü Hz. Enes'in yanı sıra Hz. İbn
Abbas, Ebû Hazım ve Muhammed b. Münkedir'e de isnad eder.(6) Bilindiği gibi
sahabeden, bu âyetin teheccüd namazına işaret olduğu da rivâyet edilmiştir.
b. Tâbiînden İbn Müleyke anlatıyor: Hz. Abdullah b. Zübeyr'e 'Muhakkak ki
geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir' (Müzzemmil, 73/6) âyetini sordum,
bana, 'Gecenin başlangıcı olan akşam namazından sonraki vakittir.' dedi. İbn
Abbas'a sordum o da aynı şeyi söyledi.(7) Hz. Enes bu vakitte namaz kılar ve
'Bu ne namazıdır?' şeklinde soranlara bu âyeti okuyarak cevap verirdi.(8) İmam
Gazzalî de gecenin ilk virdinin evvâbîn namazı olduğunu belirtir ve bu âyete
işaret ederek "Zîrâ gecenin kıyamı/ihyası/ilk virdi bu zaman dilimiyle
başlar." der. Ayrıca وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ "Gecenin bazı vakitlerinde tesbih et.' (Tâhâ,
20/130) âyetinde geçen vakitlerden birisinin de akşam namazından sonraki
vakit olduğunu söyler.(9)
c. Süfyan-i Sevrî'ye, "Ehl-i kitabın hepsi bir değildir. Onların içinde
öyle dosdoğru bir cemaat vardır ki, gece saatlerinde Allah'ın âyetlerini
okuyarak secdeye kapanırlar" (Âl-i İmrân, 3/113) âyetinde işaret edilen
kişilerin hangi özellikleri olduğu sorulunca, bu kişilerin akşam ve yatsı
namazları arasında ibadet ettiklerinin kendisine ulaştığını söyler.(10)
d. Yine Hz. Enes (ra), كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ "Onlar geceleri az uyurlardı." (Zâriyât, 51/17) âyeti hakkında,
"Onlar akşam ile yatsı namazları arasında uyumaz, namaz kılarlardı."
tefsirini yapmaktadır. İrakî Tirmizî'nin şerhinde bu âyetin akşamla yatsı
arasında namaz kılanlar hakkında nazil olduğunu sahih bir senedle rivâyet eder.(11)
e. Abdullah b. Ömer (ra), Efendimiz'in (sas) "Kim akşamla yatsı namazları
arasında altı rekât namaz kılarsa evvâbînden yazılır." buyurduğunu söyler
ve şu âyeti delil olarak okurdu: إنَّهُ كَانَ لِلْأَوَّابِينَ غَفُورًا "O evvâbîne karşı çok affedicidir. "
f. İmam Gazzalî, فَلاَ أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ
"şafak vaktinin hakkı için" (İnşikak, 84/16) âyetini açıklarken şu
izahı yapar: "Güneş batınca akşam namazını kılmalı ve akşamla yatsı
arasını ihyâ ile meşgul olmalı. Şafak(13), yani
ufuktaki kızıllık kaybolunca, gecenin bu ilk virdinin zamanı biter ve yatsı
namazının vakti girer. Nitekim Allah bu vakte yemin etmiştir. Bu gecenin ilk
ihyâsı/ilk virdidir ve kılınan namaza evvâbîn namazı denilir."
Yukarıda zikredilen âyetlerin bazılarının tefsirinde, Arap cahiliye
âdetlerinden birinin akşamla yatsı arasında uyumak olduğu, hattâ diledikleri
her vakitte uyudukları ve İslâm'ın buna sınır getirdiği vurgulanarak, âyetlerde
geçen gecenin bir diliminin bu vakte işaret ettiği belirtilmekte ve
Efendimiz'in (sas) buna gaflet vakti dediği kaydedilmektedir. (15) Cahiliye
döneminde var olan bu vakitte uyuma âdeti bilinmeden de konu yeterince
anlaşılmayabilir. Bu âyetlerin bir kısmının teheccüd namazı için de delil
olarak zikredildiğini belirtmek gerekir. Bir âyetin birden fazla hususa işaret
edebileceğini ise usûl ilminden haberdar olanlar bilirler.
Sahih hadîs kaynaklarında evvâbîn namazı ile ilgili Efendimiz'in (sas) söz ve
tatbikatını aktaran hadîs-i şerîfler bulunduğu gibi bu namazla ilgili sahabe
tatbikatını anlatan çok sayıda malumat da bulunmaktadır. Bunlardan birkaçını
zikretmek istiyoruz.
g. Hz. Ebû Hüreyre'den Efendimiz'in (sas) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: مَنْ صَلَّى بَعْدَ الْمَغْرِبِ سِتَّ رَكَعَاتٍ لَمْ يَتَكَلَّمْ فِيمَا بَيْنَهُنَّ بِسُوءٍ عُدِلْنَ لَهُ بِعِبَادَةِ ثِنْتَيْ عَشْرَةَ سَنَةً "Kim akşam
namazından sonra, aralarında kötü bir şey konuşmadan altı rekât (nafile) namaz
kılarsa bu ibadeti on iki senelik (nafile) ibadet sevabına bedeldir."
h. Hz. Aişe validemiz Efendimiz'in şöyle buyurduğunu bize aktarıyor: مَنْ صَلَّى بَعْدَ الْمَغْرِبِ عِشْرِينَ رَكْعَةً بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ
"Kim akşam namazından sonra yirmi rekât (nafile) namaz kılarsa Allah ona
Cennette bir köşk bina eder."(17)
j. Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Allah Resulü'ne gelip onunla beraber akşam
namazını kıldım. Kendisi yatsıya kadar namaz kılmaya devam etti."
k. Hz. Ammar b. Yâsir akşam namazından sonra altı rekât namaz kılınca
yanındakiler bu namazı sordular, o şu cevabı verdi: "Ben sevgili dostum
Allah Resulü'nü gördüm akşam namazından sonra altı rekât kıldı." ve şunu
ekledi "Kim akşam namazından sonra altı rekât kılarsa, denizköpüğü kadar
günahı olsa bile affolur."(19)
l. Hz. Abdullah b. Ömer şöyle derdi: مَنْ صَلَّى أَرْبَعًا بَعْدَ الْمَغْرِبِ كَانَ كَالْمُعَقِّبِ غَزْوَةً بَعْدَ غَزْوَةٍ
"Kim akşam namazından sonra dört rekât namaz kılarsa gazve üstüne gazveye
çıkmış gibi olur."(20)
m. Hz. Enes akşamla yatsı arasında namaz kılar ve 'muhakkak ki geceleyin kalkıp
ibadet etmek daha tesirlidir' (Müzzemmil, 73/6) âyetine işaret ederek "bu,
gecenin ilk ihyâsı/ilk virdidir" derdi.(21)
n. Akşamla yatsı arasında Hz. Abdullah b. Mes'ud'un yanına her girildiğinde
namazla meşgul olduğu görülürdü. O bu durumu izah sadedinde şöyle derdi: هِيَ سَاعَةُ غَفْلَةٍ
"o gaflet zamanıdır."(22)
o. Hz. Selman-ı Farisî, Efendimiz (sas)'den naklen şunları aktarıyor: عَلَيْكُمْ بِالصَّلَاةِ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ فَإِنَّهَا تَذْهَبُ بِمُلَاغَاةِ النَّهَارِ وَتُهَذِّبُ آخِرَهُ "Akşamla yatsı arasındaki namaza dikkat edin, zîrâ bu namaz gün
içinde eğlenme ve yanlış işlere bulaşmadan ötürü oluşan mânevî kirleri giderir
ve günün sonunu güzelleştirir."(23)
ö. Efendimiz'in (sas) azatlılarından Hz. Ubeyd'e, Efendimiz'in farz namazlar
dışında bir namaz kılmayı emredip etmediği sorulduğunda, "Evet, akşamla
yatsı arasında namaz kılmamızı emrederdi." cevabını verdi.(24)
Zikredilenlerin hâricinde, özellikle günlük virdleri detaylı bir şekilde ele
alan İhyâ gibi eserlerde konuyla ilgili çok sayıda haber ve tatbikatın
aktarıldığını belirtip bu kadarla iktifa etmek istiyoruz.
Evvâbîn Namazının Zamanı
Sahih-i Müslim ve Müsned başta olmak üzere, bazı hadîs kaynaklarında
Efendimiz'in (sas) kuşluk namazına da evvâbîn dediği rivâyet edilmektedir. (25)
Ancak ulema kuşluk namazına duhâ; akşamla yatsı arasında kılınan namaza ise
evvâbîn namazı demişler ve durum bu şekilde iştihar etmiştir. Ayrıca ikisine de
evvâbîn denilebileceği kaydedilmiştir. Hattâ Abdurrezzak'ı n Musannaf'ında şu
rivâyet de vardır: "Kim sabahın sünnetini kılar sonra da cemaatle sabahın
farzını eda ederse, o günkü namazı evvâbînin namazından sayılır, kendisi de
muttakiler zümresine dâhil olur."(26)
İlgili eserlerde evvâbîn namazı daha çok 'akşamla yatsı arasında kılınan namaz'
olarak geçmektedir ve bu konuda ümmetin kabulü vardır. Bu zaman diliminin
gaflet zamanı olduğu, cahiliye döneminde hem müşriklerin hem de Yahudilerin bu
zamanda uyudukları ve Efendimiz'in (sas) bu saatlerde uyumayı yasakladığı da
aktarılmaktadı r. Hz. Enes (ra), bu vakitte uyumayı soran kişiye, "Yanları
yataklardan uzaklaşır (uyumayıp ibadet için kalkarlar.)" (Secde, 32/16)
âyetinin bu zamana işaret ettiğini belirterek, uyumanın uygun olmadığını
belirtmiş ve Efendimiz'in yatsıdan önce yatmayı yasakladığını belirtmiştir.(27)
Hz. Abdullah b. Abbas وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا "(Mûsa), bir gün, halkın habersiz olduğu (gaflet içinde olduğu) bir
sırada şehre girdi." (Kasas, 28/15) âyetinde geçen gaflet zamanının,
akşamla yatsı arasındaki zaman olduğunu belirtmektedir. (28) Hz. Amr b. Âs ise,
"evvâbîn namazı akşamla yatsı arasındaki boşluktadır, ta halk yatsıya
yönelinceye kadar." demiştir.(29)
Akşamla yatsı arasına hem evvâbîn hem de gaflet zamanı denilmesinin hikmeti şu
olabilir: Nefis gün boyu yaşadığı yorgunluk, işlediği günahların kasveti ve
yenilen akşam yemeğinin ağırlığından ötürü dinlenmeye, kendini salmaya ve bu
saatleri gaflet içinde geçirmeye meyyal olduğundan gaflet zamanıdır. Diğer
taraftan nefsin isteklerine baş kaldırıp, gün boyu yapılan hataların açtığı
yaraları sarmaya, gecenin ilk virdini canlı geçirmeye, günlük manevî hâsılatın
leh ve aleyhteki hesabını yapmaya yönelen ve bu arada çokça istiğfar edenler
ise evvâbîn zümresindendirler. Zîrâ nefsin arzularından yüz çevirip Rabb'in
isteklerine rucû etmişlerdir.
Rekât Sayısı
Teravih ve teheccüd namazı dâhil, nafile namazların hemen hepsinin rekât sayısı
konusunda Efendimiz'den (sas) farklı birkaç uygulama rivâyet edilmiştir. Rahmet
Peygamberi'nin rahmetinin tezahür ettiği hususlardan birisi de bu olmalıdır.
Zîrâ nafile ibadetler, farzlar gibi olmayıp bir nevi ihtiyarîdir ve kişinin hâl
ve durumuna göre bunları az veya çok eda etmesi mümkündür. Nafileler için alt
sınır, söz konusu ibadetin ibadet sayılmasını sağlayacak bir miktarda olmasıdır
denilebilir. Meselâ namaz için bu iki rekâttır.(30) Onun için bütün nafile
namazların en azı iki rekâttır. Evvâbîn için de bu miktar en alt sınırdır,
denilebilir.
Konuyla ilgili yukarıda birkaçını verdiğimiz rivâyetlerde farklı rakamlar bulunmaktadır.
Meselâ Hz. Ebû Hüreyre ile Hz. Ammar b. Yâsir altı rekât olduğunu rivâyet
etmişlerdir. Ancak rivâyet edilen metinde 'akşam namazından sonra' ifadesi
olduğundan bu rakama akşamın son sünnetinin dâhil edildiği, dolayısıyla
evvâbînin dört rekât olduğu izahı yapılmıştır. Hz. Aişe Validemiz'den rivâyet
edilen yirmi rakamına, yatsının ilk sünneti hâriç, akşam ve yatsı namazlarının
toplamıdır denilmiştir. Buna evvâbînin dört rekâtı dâhildir. Nitekim Hz.
Abdullah b. Ömer'e göre de evvâbîn dört rekâttır.
Sonuç olarak şu denilebilir: Yukarıda da işaret edildiği gibi nafile bir ibadet
olan evvâbînin en azı iki rekât olmakla beraber, rivâyetler en uygun rakamın
dört olduğu noktasında birleşmektedir. Hanefilerin görüşü de bu yöndedir.(31)
Prof. Dr. Abdulhakim
Yüce / Iğdır Üniv. İlâhiyat Fak. Öğrt. Üyesi.
Kasım-Aralık 2009/ Yeni
Ümit
Dipnotlar
1. Buharî, Rikâk, 38.
2. Rağıp el-İsfahanî, el-Müfredat fi Garibi'l-Kur'â n, 766.
3. Mesela bkz. Hikmet Yüceoğlu, Nafile İbadetler, Rehber Yayınları, İzmir,
2006.
4. Buhârî, Deavât, 3; Müslim, Zikir, 41, 42.
5. F. Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri I, 18–24.
6. Ebû Davud, Tetevvu', 22; Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, III, 19; Vahidî,
Esbabu'n-Nüzûl, 404.
7. Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, III, 19
8. Neylü'l-Evtar, IV, 336.
9. Gazzalî, İhya, I, 342.
10. Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, III, 19.
11. Neylü'l-Evtar, IV, 336.
12. El-Bahru'r-Raik, IV, 234.
13. Şafak dilimizde, güneş doğmadan az önce beliren aydınlığa da denir.
14. Gazzalî, İhya, I, 342.
15. Kurtubî, XIV, 101.
16. Tirmizî, Mevakît, 204; İbn Mace, İkame, 113.
17. Tirmizî, Mevakît, 204; Ebû Ya'la, Müsned, X, 205.
18. İbn Hanbel, Müsned, V, 392.
19. Ebû Nuaym el-İsfahanî, Ma'rifetu's- Sahabe, XIV, 486.
20. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 103.
21. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 102.
22. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 102.
23. Abdurrezzak, Musannaf, III, 44; Kenzu'l-Ummal, VII, 387.
24. İbn Hanbel, Müsned, V, 431.
25. Müslim, Müsafirîn, 143; Müsned, IV, 366.
26. Abdurrezzak, Musannaf, III, 58.
27. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 230.
28. İbn Ebî Hatim, Tefsir, LI, 341.
29. Kurtubî, XIV, 101.
30. İmam Şafiî gibi müctehidîn-i izamdan bazı zevatın, Efendimizin
uygulamalarına dayanarak namazın en azının bir rekât olduğunu belirttiklerini
kaydetmeliyiz. Ancak bu görüş sadece vitir namazı için uygulanmaktadır. Diğer
hiçbir namaz sadece bir rekât olarak kılınmamaktadır.
31. Geniş bilgi için bkz: Bedaiu's-Sana' i, III, 130; Bahru'r-Raik, IV, 249;
Mecme'u'l-Enhur, I, 411.



