« Önceki |

14/12/2009

Gafleti Yırtan Namaz: Evvâbîn

http://img194.imageshack.us/img194/697/04771279144690458n.jpg
 
Gafleti Yırtan Namaz: Evvâbîn

Efendimiz (sas) kudsî bir hadîslerinde, farz ibadetlere ek olarak, mü'mini daha çok Allah'a yaklaştıracak ve sevgisine mazhar kılacak birtakım nafile ibadetler de bulunduğuna işaret etmiştir. O (sas) şöyle buyuruyor: "Allah buyurdu: Kim veli bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona savaş açarım. Kulum bana, kendisine farz kıldığım ibadetlerden daha sevimli bir şeyle yaklaşmaz. Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihâyet onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum. Diliyle de her ne isterse muhakkak onları kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de onu korurum..."(1)

Nafileler, farzları eksiksiz, daha büyük bir iştiyak ve huşu ile yerine getirmek, varsa eksikliklerini gidermek ve kâr hanesini zenginleştirmek üzere yapılan ek/ziyade ibadetlerdir. (2)Farzlar belli olduğundan, sayısını arttırmak mümkün değildir. Ama nafile ibadetlerin bir kısmı için sınır konmuş olsa da (mesela sabah namazının sünneti iki rekâttır, arttırılamaz), bazıları için sınır konmamıştır (meselâ nafile kurbanın sayısı gibi). Öyle ise, vakti ve durumu müsait olup ibadetle şahlanmak isteyen herkes, istediği kadar ikinci kategoriye giren nafile ibadetle meşgul olabilir.

Kulu Allah'a yaklaştıracak çok sayıda nafile ibadet veya taattan söz etmek mümkündür. Hattâ yeme içme gibi sıradan işlerimiz bile, niyetimize göre, bir nevi ibadete dönüşür ve birer Allah'a yakınlık vesilesi olabilir. Detayları ilgili eserlere havale ederek(3), bu tür nafile ibadetlerden olan ve akşamla yatsı arasında kılınan evvâbîn namazından söz etmek istiyoruz.

Evvâbînin Anlamı
Adı geçen namazı anlatmaya geçmeden önce, evvâb kelimesinin çoğulu olan evvâbînin anlamı üzerinde durmak istiyoruz. Lügatlerde rucu eden, dönen mânâsına gelen bu kelime Kur'ân ve hadîste de geçtiği için, tefsir ve hadîs şerhlerinde genişçe incelenmiş ve şu anlamlarda kullanıldığı belirtilmiştir:

 

Evvâbîn,

a. Her günahtan sonra tevbe eden, yeni bir günah işlediğinde hemen yine tevbe eden ve günahlarını unutmayan,
b. Allah'ı çok tesbih eden,
c. Her işinde Allah'a itaat eden,
d. Kimsenin olmadığı yerlerde günahını itiraf edip tevbe ve istiğfar eden,
e. Çok merhametli olan,
f. Çok namaz kılan kimselerdir.

Kur'ân'da 'Evvâb', Hz. Süleyman, Hz. Davud ve Hz. Eyyüb (aleyhimusselâ m) gibi peygamberlerin bir vasfı olarak zikredilir. Malum ilk iki peygamber, mezelle-i akdam olan onca zenginlik, imkân ve mülklerine rağmen her işlerinde Allah'ın marziyatını aramış, adaletten ayrılmamış, tevazuyu elden bırakmamış, şükretmiş ve evvâb kelimesinin anlamında ifade edilen engin bir ibadet hayatı yaşamışlardır. Hz. Eyyüb (as) ise, altından kalkılması çok güç olan çeşitli imtihanlardan geçmiş ancak sabrederek sadece Rabb'ın rızasını aramıştır. Kim bilir belki evvâb vasfı bu hâllerinin bir neticesiydi.

Evbe kelimesine, özellikle tasavvuf ehli tarafından tevbenin zirvesi gibi bir anlam verilmiş ve konu şu şekilde izah edilmiştir: "Cezaya maruz kalma endişesiyle Hakk'a sığınma bir tevbe; makam ve derecâtı muhafaza arzusuyla O'nda fânî olma bir inabe, O'ndan başka her şeye kapanma da bir evbedir. Birincisi, bütün müminlerin hâlidir ve
وَتُوبُوا إِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ "Ey iman edenler, hepiniz inhiraflardan vazgeçip Allah'a sığının." âyetinde dile getirilmiştir (Nur, 24/31). İkincisi evliya ve mukkarrebînin vasfıdır; kâmetleri de, mebde' itibarıyla وَأَنِيبُوا إِلَى رَبِّكُمْ "Rabbinize inâbe ediniz." (Zümer, 39/54), müntehâ itibarıyla da: وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنِيبٍ "Cenâb-ı Hakk'a saygı dolu bir kalble geldi"dir. (Kâf, 50/33) Üçüncüsü enbiyâ ve mürselînin hususiyetleridir. Şiârları da نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ "O ne güzel kuldur. Çünkü o her zaman (Allah'a) rücûdaydı." (Sâd, 38/30, 44) şeklindeki İlâhî takdîr ve iltifattır. Her nerede olursa olsun, maiyyet-i ilâhiyede bulunduğu şuurunu bir nebze bile kaybetmeyenler için tevbe yoktur. Onlardan sâdır olan tevbe mânâsındaki sözler ya inâbe veya evbe mânâlarını ifade etmektedir. Hz. Rûh-u Seyyidi'l-Enâ m'ın, "Günde yetmiş veya yüz defa istiğfar ederim."(4) sözlerini başka türlü anlamak da mümkün değildir." (5)

Kur'ân ve Sünnet'te Evvâbîn Namazı
Evvâbîn namazının anlatıldığı tefsir ve hadîs kaynaklarında bazı âyetlerden bu namaza işaretler olduğu beyan edilerek şu misâller verilmektedir:

a. Hz. Enes b. Malik (ra), "Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanır ki kendilerine o âyetler hatırlatıldığında, derslerini hemen alır, secdeye kapanır, Rablerine hamd, O'nu takdis ve tenzih ederler, asla kibirlenmezler. Yataklarından kalkar, cezalandırması ndan endişe içinde, rahmetinden de ümitli olarak Rablerine dua edip yalvarırlar ve kendilerine nasip ettiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar." (Secde, 32/15–16) âyetinde geçen
تَتَجَافَى جَنُوبُهُمْ عَنْ الْمَضَاجِعِ "yataklarından uzaklaşırlar/uyanık kalırlar" kısmının evvâbîn namazını kılanlara işaret ettiğini belirtir ve sözlerine şöyle devam eder: "Bu âyet akşamla yatsı arasını namazla geçiren Ensardan bir grup hakkında nazil oldu." Başka bir yerde, "Bu âyet biz Ensar hakkında nazil oldu; zîrâ bizler akşam namazını kıldıktan sonra evlerimize gitmez, yatsıyı Allah Resûlü ile kılmak için bekler ve bu arada namaz kılardık." der. Beyhakî Sünenü'l-Kübra' sında bu görüşü Hz. Enes'in yanı sıra Hz. İbn Abbas, Ebû Hazım ve Muhammed b. Münkedir'e de isnad eder.(6) Bilindiği gibi sahabeden, bu âyetin teheccüd namazına işaret olduğu da rivâyet edilmiştir.

b. Tâbiînden İbn Müleyke anlatıyor: Hz. Abdullah b. Zübeyr'e 'Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir' (Müzzemmil, 73/6) âyetini sordum, bana, 'Gecenin başlangıcı olan akşam namazından sonraki vakittir.' dedi. İbn Abbas'a sordum o da aynı şeyi söyledi.(7) Hz. Enes bu vakitte namaz kılar ve 'Bu ne namazıdır?' şeklinde soranlara bu âyeti okuyarak cevap verirdi.(8) İmam Gazzalî de gecenin ilk virdinin evvâbîn namazı olduğunu belirtir ve bu âyete işaret ederek "Zîrâ gecenin kıyamı/ihyası/ilk virdi bu zaman dilimiyle başlar." der. Ayrıca
وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ "Gecenin bazı vakitlerinde tesbih et.' (Tâhâ, 20/130) âyetinde geçen vakitlerden birisinin de akşam namazından sonraki vakit olduğunu söyler.(9)

c. Süfyan-i Sevrî'ye, "Ehl-i kitabın hepsi bir değildir. Onların içinde öyle dosdoğru bir cemaat vardır ki, gece saatlerinde Allah'ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanırlar" (Âl-i İmrân, 3/113) âyetinde işaret edilen kişilerin hangi özellikleri olduğu sorulunca, bu kişilerin akşam ve yatsı namazları arasında ibadet ettiklerinin kendisine ulaştığını söyler.(10)

d. Yine Hz. Enes (ra),
كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ "Onlar geceleri az uyurlardı." (Zâriyât, 51/17) âyeti hakkında, "Onlar akşam ile yatsı namazları arasında uyumaz, namaz kılarlardı." tefsirini yapmaktadır. İrakî Tirmizî'nin şerhinde bu âyetin akşamla yatsı arasında namaz kılanlar hakkında nazil olduğunu sahih bir senedle rivâyet eder.(11)

e. Abdullah b. Ömer (ra), Efendimiz'in (sas) "Kim akşamla yatsı namazları arasında altı rekât namaz kılarsa evvâbînden yazılır." buyurduğunu söyler ve şu âyeti delil olarak okurdu:
إنَّهُ كَانَ لِلْأَوَّابِينَ غَفُورًا "O evvâbîne karşı çok affedicidir. "(12)

f. İmam Gazzalî,
فَلاَ أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ "şafak vaktinin hakkı için" (İnşikak, 84/16) âyetini açıklarken şu izahı yapar: "Güneş batınca akşam namazını kılmalı ve akşamla yatsı arasını ihyâ ile meşgul olmalı. Şafak(13), yani ufuktaki kızıllık kaybolunca, gecenin bu ilk virdinin zamanı biter ve yatsı namazının vakti girer. Nitekim Allah bu vakte yemin etmiştir. Bu gecenin ilk ihyâsı/ilk virdidir ve kılınan namaza evvâbîn namazı denilir."(14)

Yukarıda zikredilen âyetlerin bazılarının tefsirinde, Arap cahiliye âdetlerinden birinin akşamla yatsı arasında uyumak olduğu, hattâ diledikleri her vakitte uyudukları ve İslâm'ın buna sınır getirdiği vurgulanarak, âyetlerde geçen gecenin bir diliminin bu vakte işaret ettiği belirtilmekte ve Efendimiz'in (sas) buna gaflet vakti dediği kaydedilmektedir. (15) Cahiliye döneminde var olan bu vakitte uyuma âdeti bilinmeden de konu yeterince anlaşılmayabilir. Bu âyetlerin bir kısmının teheccüd namazı için de delil olarak zikredildiğini belirtmek gerekir. Bir âyetin birden fazla hususa işaret edebileceğini ise usûl ilminden haberdar olanlar bilirler.

Sahih hadîs kaynaklarında evvâbîn namazı ile ilgili Efendimiz'in (sas) söz ve tatbikatını aktaran hadîs-i şerîfler bulunduğu gibi bu namazla ilgili sahabe tatbikatını anlatan çok sayıda malumat da bulunmaktadır. Bunlardan birkaçını zikretmek istiyoruz.

g. Hz. Ebû Hüreyre'den Efendimiz'in (sas) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: مَنْ صَلَّى بَعْدَ الْمَغْرِبِ سِتَّ رَكَعَاتٍ لَمْ يَتَكَلَّمْ فِيمَا بَيْنَهُنَّ بِسُوءٍ عُدِلْنَ لَهُ بِعِبَادَةِ ثِنْتَيْ عَشْرَةَ سَنَةً "Kim akşam namazından sonra, aralarında kötü bir şey konuşmadan altı rekât (nafile) namaz kılarsa bu ibadeti on iki senelik (nafile) ibadet sevabına bedeldir."(16)

h. Hz. Aişe validemiz Efendimiz'in şöyle buyurduğunu bize aktarıyor: مَنْ صَلَّى بَعْدَ الْمَغْرِبِ عِشْرِينَ رَكْعَةً بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ "Kim akşam namazından sonra yirmi rekât (nafile) namaz kılarsa Allah ona Cennette bir köşk bina eder."(17)

j. Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Allah Resulü'ne gelip onunla beraber akşam namazını kıldım. Kendisi yatsıya kadar namaz kılmaya devam etti."(18)

k. Hz. Ammar b. Yâsir akşam namazından sonra altı rekât namaz kılınca yanındakiler bu namazı sordular, o şu cevabı verdi: "Ben sevgili dostum Allah Resulü'nü gördüm akşam namazından sonra altı rekât kıldı." ve şunu ekledi "Kim akşam namazından sonra altı rekât kılarsa, denizköpüğü kadar günahı olsa bile affolur."(19)

l. Hz. Abdullah b. Ömer şöyle derdi: مَنْ صَلَّى أَرْبَعًا بَعْدَ الْمَغْرِبِ كَانَ كَالْمُعَقِّبِ غَزْوَةً بَعْدَ غَزْوَةٍ "Kim akşam namazından sonra dört rekât namaz kılarsa gazve üstüne gazveye çıkmış gibi olur."(20)

m. Hz. Enes akşamla yatsı arasında namaz kılar ve 'muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir' (Müzzemmil, 73/6) âyetine işaret ederek "bu, gecenin ilk ihyâsı/ilk virdidir" derdi.(21)

n. Akşamla yatsı arasında Hz. Abdullah b. Mes'ud'un yanına her girildiğinde namazla meşgul olduğu görülürdü. O bu durumu izah sadedinde şöyle derdi: هِيَ سَاعَةُ غَفْلَةٍ "o gaflet zamanıdır."(22)

o. Hz. Selman-ı Farisî, Efendimiz (sas)'den naklen şunları aktarıyor: عَلَيْكُمْ بِالصَّلَاةِ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ فَإِنَّهَا تَذْهَبُ بِمُلَاغَاةِ النَّهَارِ وَتُهَذِّبُ آخِرَهُ "Akşamla yatsı arasındaki namaza dikkat edin, zîrâ bu namaz gün içinde eğlenme ve yanlış işlere bulaşmadan ötürü oluşan mânevî kirleri giderir ve günün sonunu güzelleştirir."(23)

ö. Efendimiz'in (sas) azatlılarından Hz. Ubeyd'e, Efendimiz'in farz namazlar dışında bir namaz kılmayı emredip etmediği sorulduğunda, "Evet, akşamla yatsı arasında namaz kılmamızı emrederdi." cevabını verdi.(24)

Zikredilenlerin hâricinde, özellikle günlük virdleri detaylı bir şekilde ele alan İhyâ gibi eserlerde konuyla ilgili çok sayıda haber ve tatbikatın aktarıldığını belirtip bu kadarla iktifa etmek istiyoruz.

Evvâbîn Namazının Zamanı
Sahih-i Müslim ve Müsned başta olmak üzere, bazı hadîs kaynaklarında Efendimiz'in (sas) kuşluk namazına da evvâbîn dediği rivâyet edilmektedir. (25) Ancak ulema kuşluk namazına duhâ; akşamla yatsı arasında kılınan namaza ise evvâbîn namazı demişler ve durum bu şekilde iştihar etmiştir. Ayrıca ikisine de evvâbîn denilebileceği kaydedilmiştir. Hattâ Abdurrezzak'ı n Musannaf'ında şu rivâyet de vardır: "Kim sabahın sünnetini kılar sonra da cemaatle sabahın farzını eda ederse, o günkü namazı evvâbînin namazından sayılır, kendisi de muttakiler zümresine dâhil olur."(26)

İlgili eserlerde evvâbîn namazı daha çok 'akşamla yatsı arasında kılınan namaz' olarak geçmektedir ve bu konuda ümmetin kabulü vardır. Bu zaman diliminin gaflet zamanı olduğu, cahiliye döneminde hem müşriklerin hem de Yahudilerin bu zamanda uyudukları ve Efendimiz'in (sas) bu saatlerde uyumayı yasakladığı da aktarılmaktadı r. Hz. Enes (ra), bu vakitte uyumayı soran kişiye, "Yanları yataklardan uzaklaşır (uyumayıp ibadet için kalkarlar.)" (Secde, 32/16) âyetinin bu zamana işaret ettiğini belirterek, uyumanın uygun olmadığını belirtmiş ve Efendimiz'in yatsıdan önce yatmayı yasakladığını belirtmiştir.(27) Hz. Abdullah b. Abbas وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا
"(Mûsa), bir gün, halkın habersiz olduğu (gaflet içinde olduğu) bir sırada şehre girdi." (Kasas, 28/15) âyetinde geçen gaflet zamanının, akşamla yatsı arasındaki zaman olduğunu belirtmektedir. (28) Hz. Amr b. Âs ise, "evvâbîn namazı akşamla yatsı arasındaki boşluktadır, ta halk yatsıya yönelinceye kadar." demiştir.(29)

Akşamla yatsı arasına hem evvâbîn hem de gaflet zamanı denilmesinin hikmeti şu olabilir: Nefis gün boyu yaşadığı yorgunluk, işlediği günahların kasveti ve yenilen akşam yemeğinin ağırlığından ötürü dinlenmeye, kendini salmaya ve bu saatleri gaflet içinde geçirmeye meyyal olduğundan gaflet zamanıdır. Diğer taraftan nefsin isteklerine baş kaldırıp, gün boyu yapılan hataların açtığı yaraları sarmaya, gecenin ilk virdini canlı geçirmeye, günlük manevî hâsılatın leh ve aleyhteki hesabını yapmaya yönelen ve bu arada çokça istiğfar edenler ise evvâbîn zümresindendirler. Zîrâ nefsin arzularından yüz çevirip Rabb'in isteklerine rucû etmişlerdir.

Rekât Sayısı
Teravih ve teheccüd namazı dâhil, nafile namazların hemen hepsinin rekât sayısı konusunda Efendimiz'den (sas) farklı birkaç uygulama rivâyet edilmiştir. Rahmet Peygamberi'nin rahmetinin tezahür ettiği hususlardan birisi de bu olmalıdır. Zîrâ nafile ibadetler, farzlar gibi olmayıp bir nevi ihtiyarîdir ve kişinin hâl ve durumuna göre bunları az veya çok eda etmesi mümkündür. Nafileler için alt sınır, söz konusu ibadetin ibadet sayılmasını sağlayacak bir miktarda olmasıdır denilebilir. Meselâ namaz için bu iki rekâttır.(30) Onun için bütün nafile namazların en azı iki rekâttır. Evvâbîn için de bu miktar en alt sınırdır, denilebilir.

Konuyla ilgili yukarıda birkaçını verdiğimiz rivâyetlerde farklı rakamlar bulunmaktadır. Meselâ Hz. Ebû Hüreyre ile Hz. Ammar b. Yâsir altı rekât olduğunu rivâyet etmişlerdir. Ancak rivâyet edilen metinde 'akşam namazından sonra' ifadesi olduğundan bu rakama akşamın son sünnetinin dâhil edildiği, dolayısıyla evvâbînin dört rekât olduğu izahı yapılmıştır. Hz. Aişe Validemiz'den rivâyet edilen yirmi rakamına, yatsının ilk sünneti hâriç, akşam ve yatsı namazlarının toplamıdır denilmiştir. Buna evvâbînin dört rekâtı dâhildir. Nitekim Hz. Abdullah b. Ömer'e göre de evvâbîn dört rekâttır.

Sonuç olarak şu denilebilir: Yukarıda da işaret edildiği gibi nafile bir ibadet olan evvâbînin en azı iki rekât olmakla beraber, rivâyetler en uygun rakamın dört olduğu noktasında birleşmektedir. Hanefilerin görüşü de bu yöndedir.(31)


 


Prof. Dr. Abdulhakim Yüce / Iğdır Üniv. İlâhiyat Fak. Öğrt. Üyesi.

Kasım-Aralık 2009/ Yeni Ümit

 



Dipnotlar
1. Buharî, Rikâk, 38.
2. Rağıp el-İsfahanî, el-Müfredat fi Garibi'l-Kur'â n, 766.
3. Mesela bkz. Hikmet Yüceoğlu, Nafile İbadetler, Rehber Yayınları, İzmir, 2006.
4. Buhârî, Deavât, 3; Müslim, Zikir, 41, 42.
5. F. Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri I, 18–24.
6. Ebû Davud, Tetevvu', 22; Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, III, 19; Vahidî, Esbabu'n-Nüzûl, 404.
7. Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, III, 19
8. Neylü'l-Evtar, IV, 336.
9. Gazzalî, İhya, I, 342.
10. Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, III, 19.
11. Neylü'l-Evtar, IV, 336.
12. El-Bahru'r-Raik, IV, 234.
13. Şafak dilimizde, güneş doğmadan az önce beliren aydınlığa da denir.
14. Gazzalî, İhya, I, 342.
15. Kurtubî, XIV, 101.
16. Tirmizî, Mevakît, 204; İbn Mace, İkame, 113.
17. Tirmizî, Mevakît, 204; Ebû Ya'la, Müsned, X, 205.
18. İbn Hanbel, Müsned, V, 392.
19. Ebû Nuaym el-İsfahanî, Ma'rifetu's- Sahabe, XIV, 486.
20. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 103.
21. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 102.
22. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 102.
23. Abdurrezzak, Musannaf, III, 44; Kenzu'l-Ummal, VII, 387.
24. İbn Hanbel, Müsned, V, 431.
25. Müslim, Müsafirîn, 143; Müsned, IV, 366.
26. Abdurrezzak, Musannaf, III, 58.
27. İbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 230.
28. İbn Ebî Hatim, Tefsir, LI, 341.
29. Kurtubî, XIV, 101.
30. İmam Şafiî gibi müctehidîn-i izamdan bazı zevatın, Efendimizin uygulamalarına dayanarak namazın en azının bir rekât olduğunu belirttiklerini kaydetmeliyiz. Ancak bu görüş sadece vitir namazı için uygulanmaktadır. Diğer hiçbir namaz sadece bir rekât olarak kılınmamaktadır.
31. Geniş bilgi için bkz: Bedaiu's-Sana' i, III, 130; Bahru'r-Raik, IV, 249; Mecme'u'l-Enhur, I, 411.

 


15/11/2009

Eski İstanbul'dan Kaybolmuş Manzaralar...

27/10/2009

Sigara Üzerine Bir Doktorun Acı İtirafları...




14/9/2009

Lâ Tahzen / Üzülme..

http://img89.imageshack.us/img89/2826/eyinsanlatahzen.jpg

Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.


Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.

Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.

Lâ tahzen / Üzülme..
Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O'nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.

Lâ tahzen / Üzülme..
Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah'ın sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz" buyurmuyor mu?

Lâ tahzen / Üzülme..
Ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.

Lâ tahzen / Üzülme..
İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.

Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince

Lâ tahzen / Üzülme..
Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır.

Lâ tahzen / Üzülme..
Hakk'ın rızâsına uygun düşen belâ, kulun sevgisini artırır.

Lâ tahzen / Üzülme..
Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir. (Hz. Ali r.a.)

Lâ tahzen / Üzülme..
İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi.

Lâ tahzen / Üzülme..
Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.

Lâ tahzen / Üzülme..
- Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.

Lâ tahzen / Üzülme..
- "İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır." Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!..

Lâ tahzen / Üzülme..

Alıntı

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif



25/8/2009

HATM-İ HÂCEGÂN

http://img204.imageshack.us/img204/9546/56151152542867373164169.jpg

HATM-İ HÂCEGÂN  


Yaradanımız, insanı ve kainatı niçin yarattığını, insanın vazifesinin ne olduğunu kitaplar göndermek suretiyle tarif etmiş, bu kitaplarını gönderdiği peygamberleri, o tarifleri hayatlarına birebir uygulayarak bir nevi yaşayan kitap olmuşlardır. En son gönderilen kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in gönderildiği son peygamber Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra, onun görevlerini, onu model, önder ve lider olarak bütün benliğiyle benimsemiş olan tasavvuf yolunun liderleri devam ettirmek suretiyle mesajın güncelliğini sürdürmüşlerdir.


Tasavvufu, Yaratıcımız’ın en son mesajı olan Kur’ân-ı Kerîm’in tarif ettiği ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatına uyguladığı yaşam tarzını, yine Yaratıcımız’ın hoşnutluğunu kazanma gayesiyle tüm benliğimizle uygulamak ve yaşamak yüksek eğitimi olarak tarif etmek mümkündür.


Her tasavvuf okulunun ferdî olduğu gibi bir de toplu olarak icra ettikleri zikir çeşidi vardır. Buna Yeseviyye’de zikr-i erre, Halvetiyye’de devran, Mevleviyye’de semâ, Nakşibendiyye’de hatme, hatm-i hâce veya hatm-i hâcegân... denir.


Başında ve sonunda okunan Fâtiha sûresi Kur’an’ın özeti ve hatmedilmesi gibi sayıldığı için bu zikre, hocaların hatmi mânasına, hatm-i hâcegân denilmiştir.


Çok sayıda sûre ve salavâtın okunması fazla zaman alacağından bunlar zikre katılanlara belli miktarlarda taksim edilir. Hatmeyi idare eden, virdleri sırası geldikçe yüksek sesle bildirir. Katılanlar bunları alçak sesle okurlar. Nakşibendiyye’deki vukûf-ı adedî ilkesine göre tespit edilen sayılara titizlikle uyulur. Ayrıca zikir boyunca râbıtaya ve vukûf-ı kalbî ilkesine de riayet edilerek gözler kapalı tutulur, silsilede bulunan meşâyihin rûhâniyyetlerinin zikre katıldığı düşünülür. Sonunda bir kişi aşr-ı şerîf okur, dua yapılır. Hâsıl olan sevap Hz. Peygamber’in, sahâbe-i kirâmın, bütün nebîlerin ve velîlerin, özellikle Bahâüddin Nakşibend hazretlerinin rûhu ve silsile-i aliyye’de yer alan meşâyihin ve diğer tasavvuf pîrlerinin ruhlarına bağışlanır. Duada Nakşî silsilesinin isminin vasat bir sesle okunması uygundur.


Toplu olarak yapılan hatm-i hâcegân münferit olarak da icra edilebilir. Hatm-i hâcegânı tek başına yapmak isteyen kimse abdest alıp temiz bir mahalde kıbleye doğru dönerek diz çöker ve belirtilen şekliyle hatm-i hâcegân yapar.


Kitaplarda, “hatm-i hâcegân halkasında bulunanların sayısı on kişiden fazla ise yapılan hatmeye hatm-i hâcegân-ı kebîr (büyük hatm-i hâcegân), şayet on kişiden az ise hatm-i hâcegân-ı sağîr (küçük hatm-i hâcegân) adı verilir” denilerek genel bir tarif yapılmaktadır. Ancak sayıları on kişiden az olup zamanları müsait olanlar büyük hatm-i hâcegân yapabilecekleri gibi sayıları on kişiden fazla olup küçük hatm-i hâcegân yapmak isteyenler için de bir mâni yoktur. Küçük ve büyük hatme arasında icrâ bakımından farklı iki nokta bulunmaktadır:


Büyük hatm-i hâcegânın icra ediliş tarzı:

Önce hatmeyi idare edenin işareti ile istiğfar edilerek zikre başlanır. (3-5-15-25 adet istiğfar çekilebilir.)

Zorunlu olmamakla birlikte, ortam ve zaman müsait ise gözler kapatılarak, râbıta ile birlikte kalbe nazar edilir.

7 adet Fâtiha sûresi okunur.

100 adet salavât-ı şerîfe okunur.

79 adet Elemneşrahleke sûresi okunur.

1001 adet İhlas sûresi okunur.

7 adet Fâtiha sûresi okunur.

100 adet salavât-ı şerîfe okunur.

Katılanlardan birisi bir aşr-ı şerîf okur.

Hatm-i hâcegânı icra ettiren tarafından dua yapılır.

Küçük hatm-i hâcegânın diğerinden farklı iki noktası şunlardır:

1.      79 adet İnşirah sûresi okunmaz.

2.       1001 adet okunan İhlas sûresi yerine 500 adet Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm denilir.


Hâlid-i Bağdâdî hazretleri tarafından, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yapılması, bu mümkün değilse Salı ve Cuma günlerinin geceleri, haftada iki kez yapılması tavsiye edilmiştir.


Bulunulan ortamda merasime yer vermeden, sayılara dikkat edilerek yapılması/yaptı rılması, uzatılmaması, gizem katılmaması kaydıyla icra edilmelidir.

Hatm-i hâcegân yaptırmak onu icra ettirene herhangi bir statü kazandırmaz. Namaz kılarken cemaat olunacağında nasıl en ehil bir kimse imamete geçmekte ise ve bu durum da kendisine bir ayrıcalık, statü kazandırmıyorsa hatm-i hâcegân’ı icra ettirenin durumu da aynı şekildedir.


Hatm-i hâcegân beyler ve hanımlar tarafından ayrı ayrı icra edilir. Beylerin yaptığı hatm-i hâcegân’a ayrı bir bölümde hanımlar da iştirak edebilirler.

Ecir ve faydasından istifade etmek isteyen her müslüman hatm-i hâcegân’a iştirak edebilir.


Hatm-i hâcegân’dan sonra cehrî (açıktan) zikir de ilave edilebilir. Bunlar hatm-i hâcegân’ın unsurlarından değildir.


İkinci defa okunan yüz adet salavât-ı şerîfeden sonra, on adet -medleri uzatmak suretiyle- kelime-i tevhid topluca ve cehrî olarak okunur. Ardından bir müddet kelime-i tevhid (Lâ ilâhe illallah) ve sonra da lafza-i celal (Allah) zikri toplu olarak ve hafif ses tonuyla icra edilir. Aşr-ı şerîfden sonra dua yapılır.  
 

MERHUM MAHMUD ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’YE HATM-İ HÂCEGÂN İLE İLGİLİ SORULAN SORULAR VE VERDİKLERİ CEVAPLARI:

Soru: Fakülte öğrencileri olarak bir evde kalıyoruz. Kendi aramızda hatm-i hâcegân yapabilir miyiz?


Cevap: Yapabilirsiniz. İsterse herkes tek başına da bir büyük hatm-i hâcegân'ı yapabilir. Yani 7 Fatiha, 100 salevât-ı şerîfe, 79 Elemneşrahleke, 1001 İhlâs-ı şerîf, tekrar 7 Fatiha, 100 salevât-ı şerîfe hatm-i hâcegân-ı kebîr'dir; bunu yapabilir.

Ya da hatm-i hâcegân-ı sagîr; yâni 7 Fâtiha, 100 salevât-ı şerîfe, 500 Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm, 7 Fâtiha ve 100 salevât-ı şerîfe de sonda... Bu da hatm-i hâcegân-ı sağîr'dir, bunu da yapabilir. Müsaade de ediyoruz, yapabilirler.


Soru: Hatm-i hâcegân’ı herkes yapabilir mi?

Cevap: Şahsen, kendi şahsı adına herkes yapabilir. Çünkü büyüklerimiz, şeyhlerimiz hatm-i hâcegân’ı kendileri ayrıca, "sevabı biz de tek başımıza kazanalım!" diye, taksim etmeden kendileri de yapmışlar. Öyle yapılması mümkündür.


Soru: Kalabalık yerde hatm-i hâcegân yapılabilir mi?

Cevap: Hatm-i hâcegân'ı Hocamız rahmetullahi aleyh, sabah ve yatsı namazlarından sonra camide, kalabalıkta yapardı. Çünkü, o şekilde yapılmasa, "ille has dervişler katılsın da, ötekiler katılmasın!" denilse, başka bir takım mahzurlar olduğundan Hocamız öyle ictihad eyledi. Camide de yapıyordu, ayrıca da yapıyordu.

Hatta şahıslar hatm-i hâcegân'ı tek başına kendileri de yapabilirler; o da mümkün... Hatm-i hâcegân-ı kebîr, hatm-i hâcegân-ı sağîr yapılabilir.

Kalabalık yerde hatm-i hâcegân yapılıyor. Hocamız ictihad eylemiş, biz de o ictihada dayanarak yapıyoruz. "Böyle olduğu zaman gönüller daha hoş oluyor, herkes de istifade ediyor sevaptan..." diye, biz de yapıyoruz.


Soru: Hatm-i hâcegân'dan sonra on defa yavaş yavaş "Lâ ilâhe illallah" demek, hatm-i hâcegân'ın bir parçası mıdır?

Cevap: Hayır! Hatm-i hâcegân-ı kebîr; 7 Fatiha, başta ve sonda 100 salevât-ı şerîfe, ortada da 79 Elemneşrahleke ve 1001 İhlâs-ı şerîf'ten oluşur.

Bu, başka bir hadîs-i şerîfteki müjdeye ermek için onun arkasından söylenen bir şeydir. "Bir insan medlerini uzata uzata 'Lâ ilâhe illallah'ı söylerse, dört bin adet büyük günahı silinir." diye müjde var, onun için yapılıyor.[1]

 

MERHUM MAHMUD ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’NİN BİR HATM-İ HÂCEGÂN DUASI [2]

 

Sübhâne rabbiye'l-aliyyi' l a'lel Vehhâb!

Elhamdülillahi hakka hamdihî, vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ecmaîn. Emma ba'd;

Yâ Rabbenâ! Ya Rabbenâ!

Yapmış olduğumuz ibadetlerimizi, taatlerimizi, zikr u va'z u tesbihâtımızı, hatm-i hâcegânımızı, diğer ibadet, taat, hayrât u hasenâtımızla beraber lütfunla, kereminle kabul eyle yâ Rabbi! Şu ibadetlerimize büyük sevaplar ihsan eyle! Ecr-i ceziller, sevab-ı kesirler bahşeyle yâ Rabbi!

Hâsıl olan ücûr u mesûbâtı biz, evvela Peygamber Efendimiz Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve âlihî ve selleme teslîmen kesîra hazretlerine hediye eyledik, şu anda rûh-ı pâk-i peygamberîlerine vâsıl eyle yâ Rabbi! Peygamber Efendimiz’in sevgisine, şefaatine, iltifatına, rızasına, tevecühüne nâil olmayı, sahip olmayı, mazhar olmayı cümlemize nasip eyle yâ Rabbi!


Peygamber Efendimiz’in o güzel ashabının, âlinin, ezvâcının, evlâdının hulefâsının ve verese-i nebî olan ulemâ-i muhakkıkîn, mürşidîn-i kâmilîn evliyâullah-ı mukarrabînlerimizin, sâdât ve meşâyıh-ı turuk-ı aliyyemizin cümlesinin ruhlarına; ve hasseten Ebû Bekrini's-Sıddî k Efendimiz’den, Aliyyü'l-Murtazâ Efendimiz’den başlayıp Hocamız Gümüşhâneli Ahmed Ziyâeddin Efendi hazretlerine kadar, ondan da Şeyhimiz Muhammed Zâhid-i Bursevî hazretlerine kadar turuk-ı aliyyemizin silsilelerinden gelmiş geçmiş, göçmüş, mübarek evliyaullah mürşidlerimizin, şeyhlerimizin, pîrlerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediyeler eyledik vasıl eyle yâ Rabbi!


Şu beldede medfun bulunan Ebû Eyyûb el-Ensârî Efendimiz hazretleri ile diğer sahabe-i kirâmın ve bu beldede makamı olan Yûşâ aleyhisselam’ın ve cümle enbiyâ ve mürselînin, bu beldeleri fetheden fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin, cümle hayr u hasenât sahiplerinin; ve şu İskenderpaşa hazretlerinin; ve bu camiyi tekrar tekrar tamir, tecdid, tevsi' etmiş olanların, içinde ibadet etmiş olanların ruhlarına; ve uzaktan yakından şu hadis dersimizi dinlemeye gelen bu kıymetli kardeşlerimizin âhirete göçmüş olan bütün müslüman âbâ u ümmühât, ecdâd ü ceddât, akrabâ u taallukât, evlâd ü zürriyât, ahbâb u yâranlarının ruhlarına ayrı ayrı hediye eyledik, onlara da vâsıl eyle yâ Rabbi!


Cümlesinin kabirlerini şu hediyelerimizden pürnûr eyle! Ruhlarını mesrûr eyle! Makamlarını daha a'lâ eyle! Seyyiâtı olanların seyyiâtlarını hasenâta tebdil eyle! Azap görenler varsa azaplarını def ü ref ü izâle eyle! Kabirlerini cennet bahçesi eyle!


Yâ Rabbi! Bizlere de tevfîkini refîk eyle! Bizi yolunda kâim, zikrinde dâim eyle! İbadetine müdavim eyle! Zikrinde, şükründe, hüsn-i ibâdetinde tevfîkini bizlere refîk eyle!


Yâ Rabbi! Bizi şu fani dünyanın fitnelerine, karışıklıklarına, aldatıcı, oyalayıcı süslerine kapılıp âhiret vazifelerini yapmayanlardan eyleme! Bizi uyanık hakiki müslüman eyle! Dünyaya kapılmayan, vazifelerini unutmayan, şeytana uymayan, nefse esir olmayan kullardan eyle!


Yâ Rabbi! Nefsimizi yenmeyi nasip eyle! Tasavvufî hayatlarımızı güzelleştir! Zikirlerimizi tesirli eyle! Yâ Rabbi, nefis mücahedelerimizde bizi nefislerimize galip eyle! Nefsimize itmi'nân nasip eyle! Yâ Rabbi, bizi manevî makamlardan geçirip yüksek makamlara vasıl eyle!


Yâ Rabbi! Dünyanın ve âhiretin bildiğimiz bilmediğimiz her türlü hayırlarını senin lütf u kereminden çekinmeden isteriz, bizlere ihsan eyle! Sen gâib hazinelerinin sahibisin, her şeye kâdirsin, vermekten mülkün eksilmez! Bizlere lütfunla, kereminle layık olmadığımız büyük nimetleri ihsan eyle! Rıdvan-ı ekberine bizleri vasıl eyle!


Evliyaullah olmayı nasip eyle! Marifetullaha erdir! Aşkullahı, muhabbetullahı gönlümüze yerleştir yâ Rabbi! Sevdiğin kul olarak yaşat yâ Rabbi! Sevdiğin işleri yaptır yâ Rabbi! Sevdiğin yollarda yürüt yâ Rabbi! Sevdiğin kul olarak sana gelmeyi nasip eyle yâ Rabbi! Âhirete mü’min-i kâmil, sevgili kul olarak gelmeyi nasip eyle yâ Rabbi! Evlatlarımızı da, nesillerimizi de, zürriyetlerimizi de sevdiğin kullar eyle yâ Rabbi!


Şu doğduğumuz, yaşadığımız, gezdiğimiz beldeleri içimizdeki beyinsizlerin, cahillerin, fasıkların, facirlerin, kafirlerin, müşriklerin, münafıkların cezalandırılması için azaplara uğratma yâ Rabbi! Düşmanlara çiğnetme yâ Rabbi! Zelzele, kıtlık, kuraklık verme yâ Rabbi! Maddî, semâvî, arazî afetlerden mahfuz eyle yâ Rabbi! İçimizden fasıkların, facirlerin, kafirlerin çoğalıp, türeyip başımıza musallat olmasına fırsat verme yâ Rabbi! Ümmet-i Muhammed’i mü’min-i kâmil kulların eline ver yâ Rabbi! Mü’min-i kâmil kullarını Ümmet-i Muhammede güzel hizmete muvaffak eyle yâ Rabbi!


İstilaya uğramış İslâm beldelerini kurtar yâ Rabbi! Sıkışık kardeşlerimize yardım eyle yâ Rabbi! Kafirlere karşı galip eyle yâ Rabbi! İstiklallerini nasip eyle yâ Rabbi! İzzet ve itibar ver yâ Rabbi! Güç kuvvet ver yâ Rabbi! Kafirlere fırsat verme yâ Rabbi! Bizi kafirlerle imtihan etme yâ Rabbi!


Bizi affeyle yâ Rabbi! Bizi rahmetine erdir yâ Rabbi! Bizi mağfûrîn zümresine kat yâ Rabbi! Rahmetine erdirdiğin kullarından eyle yâ Rabbi! Yolundan ayırma yâ Rabbi! Şeytana esir etme yâ Rabbi! Nefse uydurma yâ Rabbi! Âhireti unutturma yâ Rabbi! Kur'an yolundan ayırma yâ Rabbi! Kur'ân-ı Kerîm‘in şefaatına erdir yâ Rabbi! Peygamber Efendimiz‘in sevgisine, şefaatine mazhar eyle yâ Rabbi! Arş-ı a‘lânın gölgesinde gölgelenenlerden eyle yâ Rabbi! Cennete bi-gayr-i hisap girenlerden eyle yâ Rabbi! Rıdvân-ı ekberine vasıl eyle yâ Rabbi! Selamına mazhar eyle yâ Rabbi! Habîb-i Edîbine komşu eyle yâ Rabbi! Şu hatmini indirdiğimiz Kur'ân-ı Kerîm'leri senden şu kulaklarımızla duymayı nasip eyle yâ Rabbi!


Sübhâne rabbinâ rabbi'l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün ale'l-mürselîn. Ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn el-fâtiha!..



[1]

عَنْ أَنَسٍ : مَنْ قَالَ : ( لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ ) وَمَدَّهَا هَدَمَتْ لَهُ أَرْبَعَةَ آلَافِ ذَنْبٍ

عَنْ أَنَسٍ : مَنْ قَالَ : ( لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ ) وَمَدَّهَا هَدَمَتْ لَهُ ذنوب أربعة آلاف كبيرة

Deylemî, Müsnedü’l-firdevs, III, 473, hadis no: 5464; Ali el-Müttakî ve Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî bu rivâyeti İbn Neccar’a nispet eder. Bk. Kenzü’l-ummâl, I, 74, hadis no: 202; Râmûzu'l-ehâdîs, s. 434, hadis no: 3. İbni Hacer, Lisânü’l-mîzân, VI, 169, Trc. no: 593. Fettenî, Tezkiratü’l-mevzûât, 55; İbni Arrâk, Tenzîhü’ş-şerîa, II, 324-325, hadis no: 20.


[2] Merhum Hocamız Mahmud Esad Coşan hazretlerinin 04.06.1995 tarihinde İskenderpaşa Câmii’ndeki Râmûz sohbetinden sonra yaptıkları duadır.

 

 

 

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif